Ve ben ücra kaldım.
Ve ben ücra kaldım.
Küllerim düşüyor rüzgara,yağmurlarıma karışmış.
Üzerime geçirdiğim hüzünden bozma gömleğin
manşetlerine yağıyorum,sen tüterken.
Bu gece bu şehre veda ediyorum.
(Kaynak: cikolatalibulut, cemadrianherseydir gönderdi)
Diren! Türk halkı bu kez susup oturmayacak.
(Kaynak: lanadelreyasaleti, kendisokugunudikemeyenterzi gönderdi)
NAZIM SERHAT FIRAT ADLI BİR FOTOĞRAFÇININ ÇEKTİĞİ FOTOĞRAFLAR.TAKSİM GEZİ PARKINDA OLAN BU VAHŞET
SURİYEDEN NE FARKI KALDI BU ÜLKENİN !
Bize ait tek bir ağaç bile bırakmayacaklar geride. Sessiz kalmamız ne kadar doğru bu vahşete? Hangi ayette,hangi yasada yazıyor insanın insana yaptığı eziyetin doğruluğu ve hala “padişaha” iman ediyor bazı sürüler. Yeterince suskun kalmadık mı dersiniz yapılanlara? Tek bir dalımızı bile alamazlar elimizden. HAKLIYIZ! Umarım daha fazla insan zarar görmez bu körü körüne uygulanan işkencelerden ve insafa gelir sorumluları.
(kimbukadir gönderdi)
Akşam Yemeği.
Adam, kitaplığına uzanıp en sevdiği plağı; Wilhelm Kempff’in Beethoven ve Mozart’tan sonatlar çaldığı longplay’ini pikabına özenle yerleştirdi. Düğmeye basmasıyla kalkan ve dönen plağın üzerine piste inen bir uçak edasıyla narince yerleşen kol ile birkilte sessiz, karamsar ev bir anda hoş tınılar ile canlandı. Dışarıdan esen ılık bir meltem, camdan içeri giren bakır kızılı ışık hüzmeleri ve Kempff’in sihirli parmakları birleştiğinde evde harika bir ambiyans oluşmuştu. Adamın yüzünde hoşnut, belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Bu, o ana kadar kimsenin onda görmediği ve asla da göremeyeceği bir yüz ifadesiydi.
Kempff’in Allegro Vivace bir parçaya geçmesiyle birlikte, adam da yapması gerekenleri anımsayarak mutfağa yöneldi ve tezgaha bıraktığı siyah torbadan çıkarttığı taze, kanlı ciğeri eline aldığı bir bıçak yardımıyla küçük parçalara bölmeye başladı. Yüzündeki o hoşnut, belli belirsiz gülümsemeyi ve elindeki uzun, keskin bıçağı evinin loş, kızıl ışığında ayrımsayabilen biri, onu elinde batonuyla orkestra yöneten bir orkestra şefinden ayırt edemezdi; zira bir et parçası ancak bu kadar büyük bir tutkuyla doğranabilirdi. Haftada en az bir kere kendi kendine hazırladığı bu özel akşam yemeklerinde her şeye büyük özen gösterirdi. Bu, onun açısından yalnızca basit bir “akşam yemeği”ne indirgenemeyecek kadar büyük, rahatlatıcı bir terapiydi.
Taze ciğeri sevdiği gibi baharatlayıp, ağızda dağılacak kıvama gelene dek ağır ağır pişirdikten sonra servise hazır hale getirdiğinde, en sevdiği plağının ön yüzünden son notalar yükseliyordu. Eserini, bu özel akşam yemekleri için aldığı parlak, gümüşî işlemeli porselen tabağına koyduktan sonra plağın arka yüzünü çevirdi ve masada hazır bulundurduğu kırmızı şarabını ayna gibi ışıldayan cam kadehe doldurup yemeğini yemeye koyuldu. ‘Terapi’sinin ortalarına geldiği esnada Kempff de Moonlight Sonata’nın son bölümüne geçmiş, hızlı ve sert notalar peşi sıra havada uçuşur olmuştu. Adam, gözlerini kadehe diktiğinde, doldurulmuş ve yarısı içilmiş bir şaraptan çok güneşin son demlerindeyken evinin içine yansıttığı bakır kızılı rengin yarattığı ışık oyunlarıyla adeta bir kadeh kan gördü. Bu manzara, ona kurbanının son bakışlarını anımsatmıştı; ah nasıl da zavallıca bir bakıştı o! Oysa adam bu bakışlara aldırmaksızın bir kasap ustalığı ve bir zanaatkar inceliğiyle kızın göğsünü yarmış, göğüs kafesini açmış ve nazikçe ödülünü almıştı; genç bir kızın taze, kanlı, enfes ciğeri. Tüm bunlar olup biterken kız da canlıydı elbette, yoksa ne tazeliği kalırdı o güzelim, pembe ciğerin?! Ağzına attığı lokmayı çiğnerken, “Şüphesiz, diğerleri içinde yediğim en tazesi ve en lezzetlisi bu.” diye mırıldandı. Ardından kadehine doldurduğu kan kırmızısı şarabından biraz daha içerek, bu hastalıklı ‘terapi’sinin tadını çıkartmaya devam etti.
Yanmış Mektup

Ruhumun rüzgarda dalgalandığını ayrımsayabilecek denli fazla hasret çekti yüreğim,kör karanlıklar vaktinde.
Yazmaktan bitap,kanadıkça aşınmış parmak uçlarım. Çaktığım kibritin kıvılcımıyla masama konuk olan mumun pencereme aksettirdiği gölgenin dansını izliyorum usul usul. Zaman geçmek bilmiyor karanlıktan bozma bir kör odanın kıyısında. Bilirsin sevgilim,insanlar korkar karanlığın zifirinden. Bense en çok yalnızlığıma,dahası sensizliğime doğan karanlığa çekimserim. Biliyorum ki yokluğunu fırsat biliyor bu satırlar tenime sızdırmak için zehirlerini. Sensizliğin en can alıcı vaktini kolluyorlar gecenin alacakaranlığını sunmak için karabasan diye rüyalarıma. Yorgunum sevgilim. Hasretin buruk tadı her daim dudaklarımda ve ben bir kez olsun,bu kekremsi tadın yerini almasını isterdim ateşten dudaklarının. Kara gecenin koynunda seni isterdim yalnızca,yanı başımda. Ay ışığının göz bebeklerime yansıdığını hissedebiliyorum,gözyaşlarım sızıyor ılgıt ılgıt ışığın izinden. Ruhumun rüzgarda dalgalandığını ayrımsayabilecek denli fazla hasret çekti yüreğim, bu kör karanlıklar vaktinde. Tenimi örten şalım dahi payını alıyor histerik rüzgarlarımdan. Belki eline ulaşır bu kez bu mektubum sevgilim,diğerleri gibi olmamalı sonu. Diğerleri mi? Yandı veyahut kutulara kaldırıldı anılarla birlikte,belki bir gece külleri ulaşır sana senfoniler eşliğinde. Bu günahkar şehrin karartma gecelerine ortak oluyorum sayfalarca. Ellerimde tutuş sevgilim. Yazmaktan bitap,kanadıkça aşınmış parmak uçlarımdan kanıma karış gizlice. Müzik hızla yükselirken kaybolmalıyız kelimeler arasında,iki yalnız.Bir şarap kadehinin dibinde,boz rengi karanfillerin ardında tek bedenlik yağmurlar yağdırmalıyız.
Ah sevgilim… Zaman geçmek bilmiyor karanlıktan bozma bir kör odanın kıyısında. Issızlığın orta yerine bırakılmış suretim.Saçlarımdan karış geceme bir solukta.Biliyor musun; ruhumun rüzgarda dalgalandığını ayrımsayabilecek denli fazla hasret çekti yüreğim,kör karanlıklar vaktinde. Ne olur tutuş ellerimde sevgilim,tutuş ki alev alsın bu şehir sensizlikten.
-SessizFısıltılar
facebook veya twitter linkini atar mısın ?
Asketh - Anonim
https://twitter.com/sessizfisilti Buyrun. :)