
“Yıkık dökük benliğimde kayboluşlarım/Hangi “gece” sarhoşluğunun loşluğunda yiter gözlerimizden,bilinmez sevdiğim..”
Her şey belki de bir gece yarısı,tükenmek bilmeyen melodilerin kulağıma çalınması ile başladı “gecem”..Bir ışık huzmesi gibi tenimde parladı gözlerin yanımda bile değilken..Sakladığımız her sır birer birer parçalanıyordu parmak uçlarımızın karadan çalma gölgesinde.Ucu,bucağı olmayan bir deniz ortaya çıkarıyorduk her yaşımız ile.Sevda diye fısıldadıkça aldanıyorduk..Ruhlarımızı firarperest bedenlere gizliyorduk gerçeklerden yara almasın diye yüreklerimiz.Gizlendikçe,yalnızca yaralarımızı kamufle ettiğimizi bilmeden..Aynı şehirde yabancılaşıyorduk her yüze,aynadaki aksimize bile.Yalanlar söylediğimiz her sevdadan yaralı çıkıyorduk sevdiğim,gözlerimizin hüzünlü özürler taşıması bu yüzden..Sana sakladığım her aşk kırıntısı,damlalarca benliğime süzülüyor,içimin kıyılarına geceden bir okyanus vuruyordu gülüşünün deli poyrazlarında.Kaldırımlarımızı sarhoş ediyordu amansız yalnızlık.Hangi yol ayrımına varsak karşımızda beliriveriyordu çıkmaz sokaklar,öyle ki “unut” deyişlerine inat kesişiyordu nazarlarımız bir köşe başında.Gün doğumuna isyan eder olmuştu sözlerimiz,sen hangi yorgunluğu adımlasan,ben bir diğer suskunluğu yudumluyordum dibi olmayan şişelerden ala bulanmış sevdamızı.Hep gece kalmalıydı içimiz,sen yine gözlerine hapsetmeliydin yıldızları,ben saçlarıma yasemin kokuları iliştirmeliydim bin bir dileğin peşi sıra.Firar etmeliydik gerçeklikten.Ben sana karışmalıydım,kahveye çalan kara gözlerinden ruhuna doğru,nafile her şey..Şimdi,tüm yollar parçalanıyor sevdiğim,tüm seslenişler susturuluyor,bize sunulan tüm kapılara geri dönmemek üzere yüzlerce kilit vuruyor,araya etten duvarlar örüyoruz bedenlerce.Firarlarımız gözlerimize doluyor,dudaklarımızdan süzülen fısıltılar yangınları davet ediyor ömrüm.Ne kadar çırpınırsak çırpınalım yanacağız,tutuşacağız bu umutsuzluk denen anlamsız oyunun ortasında.Belki de bir daha geceler hiç sen gibi olmayacak “gecem”.Yorgun bir kalbin kaybolmuş duygulardan,küllerinden yeniden doğuşunu izleyeceğim artık tebessümün yerine.Efkarımdan değil mutluluğumdan sarhoş olacak benliğim,artık ellerim de,gözlerim de,sırlarım da sana uzak sevdiğim.Aramıza aşılamayacak duvarlar inşa ettim,geri dönmesin diye sevda sözlerim.Firarlarımızı da başka bir ömre erteledim kirpiklerinde dans eden her kıvrımda boğulurken..Artık kelimelerim de yorgun “gecem”,sessizliklerim yüreğimde fırtınalar koparıyor ama biliyorum ki gelmeyeceksin,görmeyeceksin şu bitap halimi..Tebessümlerimi sahipleniyor,birkaç da sevda kırıntısı nasipleniyorum yaralarının derinliklerine gömdüğün yüreğinden.Ardımdan tek bir damla yaş döksen belki sönüverecek kıvılcımlarımız, “gecem” ne vakit dönerim bilmiyorum bu yasaklar şehrinden..
“Yıkık dökük benliğimde kayboluşlarım/Hangi “gece” sarhoşluğunun loşluğunda yiter gözlerimizden,bilinmez sevdiğim..”
*SessizFısıltılar